Zengin denizciler, yoksul çobanları sevindiren yağmura
küfrederler.
(Edmund Waller)
HAFTANIN FOTOĞRAFI
HAVA DURUMU
"Bazı kitaplar
tadılmak, bazıları yutulmak ve çok azı da
hazmedilmek
içindir."
BACON
YENİ ÇIKAN KİTAPLAR
Sürgün ve Mehmed
Uzun
Sen û Ben’ kitabında Uzun’un edebi
dünyası dışında onun şahsi hayatına da şahit oluyoruz.
Sürgündeki süreç boyunca yaşadığı aşkları, evliliği,
dostlukları, kırılganlıkları, özlemleri bir bir
önümüze seriliyor ve ilk defa Uzun’u kendi macerası
içinde anlıyor ve onunla daha iyi empati kurabiliyoruz
SEN Û BEN
Anılarla Mehmed Uzun’un Hayatı
Muhsin Kızılkaya
İthaki Yayınları
2008, 499 sayfa, 19 YTL.
Emrah Altuntecim ilk kitabı ‘Kendini Arama Kurtarma’da,
bir fiziksel yardım amacı güden arama kurtarma
anlayışını, insanların özel hayatlarında yaşadıkları
sıkıntılara uyguluyor. Altuntecim’in kitabı, yaşanan
bir sıkıntı karşısında neyin nasıl yapılması
gerektiğini merkeze alan kişisel gelişim anlayışından
öte, kendisinin bizzat katıldığı “arama-kurtarma”
çalışmalarından edindiği deneyimleri okura sunmasıyla
dikkat çekiyor. Altuntecim bu deneyimini seçilmiş
öyküler, kolay uygulanabilir egzersizler ve çeşitli
oyunlar yoluyla paylaşıma açıyor; olağanüstü
dönemlerin “arama-kurtarma” yaklaşımının çalışma
prensiplerini ve yöntemlerini gündelik hayata
uyarlıyor.
İKİNCİ ŞANSLAR Jean Stone, çeviren: Reyhan Koç, Marka
Yayınları, roman, 287 sayfa
Jean Stone ‘İkinci Şanslar’da, kırklı yaşlarını aşmış
ve o zamana kadarki aşk hayatları pek iç açıcı olmayan
dört kadının hikâyesini anlatıyor. Sarah, Lily, Elaine
ve Jo, kolej yıllarından tanışan dört arkadaştır.
Sarah ve Lily, Elaine’in ikinci düğününden ilham
alarak ‘ikinci Şans’ isimli bir düğün organizasyon
şirketi kurarlar. Bir süre sonra bu üç isme, eski
arkadaşlarından Jo da dahil olur. Kurgu bu aşamada,
geçmişe dair memnuniyetsizlikleri bulunan dörtlünün
şikayetlerini ve aynı zamanda da kendileri için yeni
heyecanlar arama çabalarını hikâye ediyor. Dört kadın,
karamsarlıklarına rağmen, hayatlarında ikinci bir
şansın mümkün olduğunu anlayacaktır.
YAŞAMAK YASAK Hasan Kıyafet, Ceylan Yayınları, roman, 182
sayfa
Hasan Kıyafet’in ‘Karadeniz’in Romanı’ alt başlıklı
‘Yaşamak Yasak’ isimli bu kitabının ilk baskısı 1986
yılında yapılmıştı. Kıyafet’in 1976 yılında Fatsa’yı
ziyareti ve Fikri Sönmez, daha doğrusu en bilinen
ismiyle Terzi Fikri’yle tanışıklığından yola çıkarak
kaleme aldığı roman, fındık işçilerinin yaşadığı
zorluklardan meşhur 1977 1 Mayıs’ına kadar uzanıyor.
Caka deresinden Canik dağlarına serpilmiş fındık
bahçelerinde çalışan Kıyafet, burada kadın, erkek ve
çocukların çok az bir parayla kötü şartlarda
çalıştığına tanık olmuş. Roman, yemeklerinin genelde
taze elma, kurtlarla dolu armutlu hoşaf ve şekerli
makarna olduğu işçiler ile Türkiye yakın tarihinin
dönüm noktalarından Taksim mayısını anlatıyor.
ÇAĞDAŞ ÜNİVERSİTE Mİ MEDRESE Mİ? Mahmut Âdem, Phoenix Yayınları, siyaset, 296
sayfa
Mahmut Âdem ‘Çağdaş Üniversite mi Medrese mi?’
başlıklı bu incelemesinde, üniversitelerin
demokratikleşme sorunları ve bunun önündeki engelleri
inceleyerek üniversitelerdeki Türk-İslam sentezci ve
dinci kadrolaşmaya dikkat çekiyor. Üniversitelerin
medreseleştirilmeye çalışmasının AKP iktidarı
döneminde başladığı iddialarına karşı çıkan Âdem,
Türkiye üniversitelerin medreseleştirilmesinin YÖK’ün
kurulduğu 1981 yılından itibaren başladığını ve bunun
neredeyse aralıksız bir süreç olarak yaşandığını
söylüyor. Âdem, çeşitli yayın organlarında yer almış
yazılarından yaptığı bu derlemede, Cumhuriyet’in
kuruluşundan günümüze değin üniversitelerin içinde
bulunduğu durumu anlatıyor.
SEN VE BEN Aret Vartanyan, GOA Yayınları, deneme, 232
sayfa
‘Sen ve Ben’de, Aret Vartanyan’ın hayata ve bireye
odaklanan denemeleri yer alıyor. Bu anlatımlar,
denemenin geniş sınırları da düşünüldüğünde, sanat,
aşk, azınlıklar, ekonomi, varoluşçuluk, nihilizm ve
aldatma gibi çok sayıda konuya varıyor. Temelde
varoluşçuluktan beslenen bu denemelerin yazarı, günlük
hayatta mesaj bombardımanı altında yaşayan insanın her
geçen gün kendi olmaktan uzaklaştığını vurguluyor.
Yaklaşım olarak okurla ve yazar arasında belirgin
sınırlar iddia etmeyen kitabında Vartanyan, insanın
nasıl kendi olabileceğini, hayatın çelişkilerini ve
bireyin çıkmazlarını rahat okunan bir üslupla
anlatıyor. Metinler bir yönüyle, yazarın okurla sohbet
etme aracı olarak düşünülebilir.
BOZKIR ARMUTLU Yusuf Küçükdağ, Çizgi Kitabevi, tarih, 358
sayfa
Yusuf Küçükdağ ‘Bozkır Armutlu’da, 13. yüzyılın
başlarında kurulan Konya’nın Bozkır ilesine bağlı
Armutlu Köyü’nün tarihi ile sosyo-ekonomik yapısını
anlatıyor. Çalışma, son zamanlarda arttığı
gözlenebilen şehir, kasaba ve köy eserlerine iyi bir
örnek olarak gösterilebilir. Kitapta, Armutlu köyü ile
bu köyün sakinleri ve kökenini bu köyden alan bilim
adamı, şair ve yazarlara dair bilgiler yer alıyor.
Kitabın girişi ile ilk bölümünde köyün tarihi, ikinci
bölümünde de coğrafi konumu, nüfus durumu ve idari
yapısı anlatılıyor. Üçüncü bölümde kültürel durumu ile
folkloru, beşinci bölümde de köydeki ekonomik
etkinlikler değerlendiriliyor. Kitabın son bölümünde
de köyle ilgili belgeler sunuluyor.
DÜNYAYI TAŞIYOR OMUZLARIN Carlos Drummond de Andrade, çeviren: Cevat
Çapan, Yapı Kredi Yayınları, şiir, 80 sayfa
Brezilyalı şair Carlos Drummond de Andrade’nin seçme
şiirlerinden oluşan ‘Dünyayı Taşıyor Omuzların’, Cevat
Çapan’ın şair üzerine bir yazısını da okura sunuyor.
‘Ben de Brezilyalıydım’ şiirinden bir alıntı: “Ben de
Brezilyalıydım/ hem de moreno sizin gibi/ Gitar
tıngırdattım, Ford kullandım,/ milliyetçiliğin erdem
sayıldığı kahvelerde/ dirsek çürütmeyi başardım./
İnsan vazgeçerdi bütün erdemlerinden.// Ben de
şairdim bir zamanlar./ Bir kadına bakmak yeterdi/
hemen gökteki yıldızlarla/
öbür varlıkları düşlemek için./ Ama o kadar sayısızdır
ki yıldızlar,/ gök öyle uçsuz bucaksızdır ki,/ şiirim
kayıplara karışmıştı aralarında. (...)”
ÇAĞDAŞ SLOVEN ÖYKÜLERİ Hazırlayan ve çeviren:Osman Deniztekin, Varlık
Yayınları, öykü, 215 sayfa
Osman Deniztekin tarafından hazırlanıp Türkçeye
kazandırılan ‘Çağdaş Sloven Öyküleri’ adlı bu
antoloji, önde gelen on üç Sloven yazarın öykülerini
bir araya getiriyor. Sloven edebiyatı çok gelişmemiş
olmakla birlikte, devlet desteğiyle yayınlanan
dergileri ve bedava hizmet veren, halka açık
kütüphanelerinin çokluğuyla gelişme vaat eden bir
edebiyat. Günümüzde bu dergilerden en çok bilinenleri
de, Nova Revija, Literatura ve Sodobnost. Bu
dergilerde geleneksel yazarlar kadar, genç kuşaktan
modern yazarlara da yer verilmekte. Antoloji için,
Sloven edebiyatının karakteristik özelliklerini
taşıyan örnekler barındırmasıyla ilgi çekiyor
diyebiliriz.
ÇALKANTI VE DALGA Ebubekir Eroğlu, Timaş Yayınları, deneme, 384
sayfa
‘Çalkantı ve Dalga’, şair kimliğiyle de bilinen
Ebubekir Eroğlu’nun denemelerini bir araya getiriyor.
Kitabın iki bölümünden olan “Dalga”da, tarihten
günümüze uzanan varlığıyla insanın kendisi
anlatılıyor. Var olma duygusu, bilinç, hayal kurma,
zihin, irade, kemdilik bilinci, kimlik, öteki ve
yaratıcının varlığını hissetmek, Eroğlu’nun bu
bölümdeki anahtar kelimeleri. Kitabın ikinci bölümü
olan “Çalkantı” ise insan ve toplumsallık ilişkisinin
ve bu ilişkinin beraberinde getirdiklerinin merkeze
alındığı yazılardan oluşuyor. Birey ve toplum
arasındaki gerilimler; demokrasi ve hukuk; edebiyat ve
etik ilişkisi ise Eroğlu’nun bu bölümdeki
denemelerinin başlıca çerçevesini oluşturuyor.
GLADYO VE ERGENEKON Doğu Perinçek, Kaynak Yayınları, siyaset, 344
sayfa
Ergenekon soruşturması kapsamında hâlen tutuklu
bulunan Doğu Perinçek, ‘Gladyo ve Ergenekon’da,
Türkiye’de Gladyo ile Ergenekon örgütünün doğuşunu,
çalışmalarını ve etkilerini anlatıyor. “Bizlerin
Gladyo ile çarpışmaları, 1971 12 Mart darbesinin
işkencehane ve hapishanelerinde başlar;
Kontragerilla’yı açığa çıkaran kampanya- larla devam
eder; 12 Eylül hapishanelerinden geçer; devlet
içindeki CIA-MOSSAD ekibinin ve Susurluk çetesinin
yakasına yapıştığımız günlerin başarılarıyla
boyutlanır ve bugünlere gelir.” diyen Perinçek, Gladyo-Türkiye
savaşının, gerçekçe ABD-Türkiye savaşı olduğunu
savunuyor. Kitapta ayrıca, Perinçek’in Ergenekon’a
konusunda emniyet ve savcılığa verdiği ifadeleri de
kapsıyor.
METROPOLİT EFENDİ Yavuz Özmakas, Şenocak Yayınları, tarih, 145
sayfa
Yavuz Özmakas ‘Metropolit Efendi’de, Rum Metropoliti
Hrisostomos’un İzmir günlerini anlatıyor. Hrisostomos,
dönemin Yunan milliyetçiliğinin simge isimlerindendi.
Yunan milliyetçiliğinin yükselişine destek vermiş,
Osmanlı’dan kopuşu desteklemiş, Ortodoks düşünce ve
milliyetçilik ideolojisini harmanlayarak topluma
yaymaya çalışan bir din adamı olan Hrisostomos,
Türklerin İzmir’i geri almalarından sonra yargılanmış,
idamla cezalandırılmış; fakat cezası infaz edilmeden
milliyetçi bir kalabalık tarafından linç edilmişti.
İşte Özmakas’ın bu çalışması, Hrisostomos’u anlatırken
İzmir tarihine, bir dönemin ideolojik çatışmalarına ve
kurumlararası ilişkilere de odaklanıyor.
AŞKALE YOLCUSU KALMASIN Ahmet Aziz, Yalçın Yayınları, roman, 224 sayfa
Ahmet Aziz daha önce yayımlanan ‘Triumvira’ isimli
romanıyla dikkat çekmişti. Aziz sözkonusu romanında,
İttihat ve Terakki dönemini hikâye etmişti. Yazarın
elimizdeki romanı ‘Aşkale Yolcusu Kalmasın’ da tarihi
bir kurguya dayanıyor. Romanda, İsmet İnönü’nün “Milli
Şef” olarak iktidarda bulunduğu sıkıntılı dönem hikâye
ediliyor. Naziler, ırkçılık, Varlık Vergisi, halkın
iktidardan gördüğü baskılar, Almanya’nın İkinci Dünya
Savaşı’ndan yenilgiyle çıkması nedeniyle Türkiye’nin
Amerika’yla yakınlaşması, Demokrat Parti iktidarının
ilk yılları ve Kore Savaşı, kurgunun asıl çerçevesini
oluşturuyor. Aziz bu eseriyle de, tarihi kurgu
türündeki eserlerine kaldığı yerden devam ediyor.
Nihat Gür’ün derlediği ‘İstanbul’un İçinde Bir
Boğaziçi’, İstanbul’un kuşkusuz en gözde yerleşim yeri
olan Boğaz’ı anlatıyor. Bu yazılarda Anadolu ve Avrupa
yakalarında Boğaz’a kıyı semtlerin tarihi;
Boğaziçi’nde gündelik yaşam; boğazın etnik, dinsel ve
sınıfsal çeşitliliği; günümüz İstanbul’unun ne denli
zengin bir mirasa ev sahipliği yaptığı gibi zevkli
ayrıntılar yer alıyor. Kitabın asıl çerçevesini,
Server İskit’in Yeni Tarih Dergisi’nde yayımlanan bir
tefrikası oluşturuyor. İskit, ‘Boğaziçi’nde Bir
Tetkik’ başlığını taşıyan bu tefrikasında, adım adım
Boğaziçi’yi dolaşıyor, boğazı boğaz yapan özellikleri
ve her iki yakasına dizilmiş semtlerini anlatıyor.
AĞIR MİSAFİR İbrahim Tenekeci, Profil Yayıncılık, şiir, 72
sayfa
İbrahim Tenekeci’nin son dönem şiirlerinden oluşan
‘Ağır Misafir’ üç bölümden oluşuyor. Kitapta yer alan
‘Hayat Şartları’ şiiri şöyle: “Zor mudur, zordur, ilk
günlerde/ Doyamamışken kendine bile/ Atılmak, bir adım
ileriye...// Sağlıklı insanlar, kız olsun erkek olsun/
Nefessiz kalır kısa zamanda:/ Bu can nereden bulaştı
bana!// Usanç kapısıdır bu, açıktır herkese./ Dün gibi
gözümün önünde;/ İnsanın canı, demişti dedem/ Değişik
şeyler çekiyor bazen.// İnsansınız işte, anlarsınız;/
Konuşkan el, ısrarcı göz, fırsatçı dudak/ Giden
bunlar, kalırsınız...// Kar yağarken serçeleri
seyrettim,/ Çocuklarım geldi birden aklıma;/
Sabırsızlanıyorlar büyümek için,/ Gelmeyin, burası
derin!”
DEVLET VE TOPLUM KURAMLARINA YENİ YAKLAŞIMLAR İlyas Doğan, Yeni İnsan Yayınları, siyaset,
448 sayfa
İlyas Doğan ‘Devlet ve Toplum Kuramlarına Yeni
Yaklaşımlar’da, küreselleşmenin beraberinde getirdiği
farklı yorumlar eşliğinde devleti ve toplumu
açıklamaya dönük yeni kuramsal yaklaşımları anlatıyor.
Doğan, küreselleşmenin devletlerin siyasî sınırlarının
anlamını değiştirmesi ve yeni toplum anlayışlarını
beraberinde getirmesi gerçeğinden hareketle, bu
durumun ulus devletler, toplumlar ve bireyler için ne
gibi tehditler barındırdığına odaklanıyor. Doğan
ardından, ulus ötesi aşamada dünyada meydana gelecek
devlet ve toplum kurgularını anlatıyor.
DOĞAL SAĞLIK VE GÜZELLİK Suna Dumankaya ve Frederico Ciongoli, Alfa
Kitap, sağlık, 179 sayfa
Suna Dumankaya bitkisel ürünlerle cilt bakımı yapan
bir güzellik uzmanı. Asıl ilgi alanı astroloji olan
Brezilyalı Frederico Ciongoli’nin kendini tanımladığı
etiketlerden biri de “yaşam koçluğu”. İşte bu iki
ismin hazırladığı elimizdeki kitap, şifalı bitkiler ve
Brezilya’nın spiritüel anlayışı yoluyla psikolojik
rahatsızlıkların kökenine inmeyi amaçlıyor. Kitap,
Ciongilo’nun on iki burcun herbirinin söz konusu
psikolojik rahatsızlıklar üzerindeki etkisine dair
anlatımları ile Dumankaya’nın bunlara karşı
geliştirdiği doğal tedavi önerilerini barındırıyor.
YAŞAR KEMAL: BİR GEÇİŞ DÖNEMİ ROMANCISI Nedim Gürsel, Doğan Kitapçılık, inceleme, 174
sayfa
Nedim Gürsel, ‘Yaşar Kemal Bir Geçiş Dönemi Romancısı’
başlıklı bu kitabında, önde gelen edebiyatçılarımızdan
Yaşar Kemal’i yapıtlarında öne çıkan mekân olan
Çukurova üzerinden inceliyor. Çukurova’nın yüz yıl
süren kapitalistleşme sürecinin insanı ve doğayı nasıl
değiştirdiği ve bunun yazarın yapıtlarına ne şekilde
yansıdığı; Kemal’in kimi yapıtlarının çocukluk
dünyasıyla otobiyografik ilişkisi ve halk
edebiyatımızdaki ağıt geleneğinin Kemal’in ürünlerinde
nasıl kullanıldığı kitapta yer alan konulardan
birkaçı. Kitapta, yazarla yapılmış bir söyleşi de yer
alıyor.
‘Sürgün’ Michelle Paver’in ‘Tarih Öncesi Günlükleri’
isimli dizisinin dördüncü romanı. Bu dizi bilindiği
gibi, Paver’in hayvanlar dünyası, antropoloji ve tarih
öncesine duyduğu ilginin sonucu olarak ortaya çıkmış.
Roman, yazarın yaptığı kimi yolculuklardan, özellikle
de Kaliforniya’nın ıssız bir vadisinde dev bir ayıyla
karşılaşmasından esinlenilmiş. Dizinin ‘Sürgün’ isimli
bu devam romanında, serinin diğer kitaplarının da baş
kahramanı olan Torak klanlardan sürgün edilmiştir.
Klanların kovaladığı Torak’ın biricik kurtuluş yolu
da, yine dostluk ve arkadaşlığın gücü olacaktır.
Cinselliğe dair tabuların doruğa ulaştığı esas
konuların başında, hiç şüphesiz bekâret gelir. Hanne
Blank’in bu çalışması, konuya çok yönlü bir biçimde
eğilmesiyle dikkat çekiyor. Kitabın ‘Bekâretbilim’
başlıklı ilk bölümünde, bekâret tıbbi ve bilimsel
yönleriyle ele alınıyor; aslında incecik bir zar olan
“himen”in nelere kadir olabileceği gösteriliyor.
‘Bâkire Kültürü’ isimli ikinci bölümünde ise bekâretin
kültürel ve toplumsal yönleri irdeleniyor; bu kültürün
kuşaklar boyu nasıl aktarıldığı ve günümüzde ne
şekilde tezahür ettiği ele alınıyor.
Fransa’daki Türkler
ENTEGRASYONUN ÖTESİNDE TÜRKİYE ’DEN FRANSA’YA
GÖÇ VE GÖÇMENLİK HALLERİ Derleyenler: Didem Danış & Verda İrtiş,
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2008, 392
sayfa.
Danış ve İrtiş tarafından derlenen Entegrasyonun
Ötesinde: Türkiye’den Fransa’ya Göç ve Göçmenlik
Halleri zengin bir içeriğe sahip. Türk ve Fransız
akademisyenler tarafından yazılmış, entegrasyon
sorunsalına her zaman birbiriyle aynı bakış açısından
yaklaşmayan on ayrı makaleye, Fransa’da farklı siyasi
kulvarlarda faaliyet gösteren beş Türk dernek
temsilcisiyle gerçekleştirilmiş röportajlar eşlik
ediyor. Michéle Tribalat tarafından 1995 ve 1996
yıllarında yayımlanan geniş çaplı sosyodemografik bir
anket, Fransa’daki Türk göçmenleri diğer göçmen
gruplarla karşılaştırmış, ve göçmenlerin Fransız
toplumuyla bütünleşme sürecinin geleneksel olarak
başarıyla tamamlandığı Fransa gibi bir ülkede,
Türklerin istisnai bir durum oluşturduğunu ifade
etmişti. Tribalat’ya göre, Fransız dilini konuşmak,
Fransızlarla görüşmek, Fransız usulü yemek pişirmek
gibi anket çevçevesinde bütünleşme ölçütü kabul edilen
kıstasların Türkler’deki eksikliği bu istisnai durumun
bir göstergesi. Ancak bu istisnanın varlığının en
çarpıcı kanıtını, bekâr Türk gençlerin bulundukları
ülkedeki Fransızlarla değil, yıllar önce anne ve
babalarının göç ederek geride bıraktıkları Türkiye’de
yaşayan Türklerle evlenmesi oluşturuyor. Aslında,
Türklerin Fransız toplumu ile bütünleşme sorunları
daha önce de araştırmacıların ve dernekçilerin
dikkatini çekmişti. Bu bakımdan kitaptaki röportajında
Elele derneği kurucularından Pınar Hüküm’ün şu yorumu
ilgi çekici : “Bu sorunu Tribalat, ‘Türkler entegre
olamaz’ şeklinde ifade ettiği için olay yarattı, ancak
bunu Elele senelerdir söylüyordu”.
Claire Autant ‘damgalayıcı’ bulduğu bu analizlerin
eleştirisini yapıyor ve yadırganan evliliklerin
Türkiye’dekiler için Fransa’ya göç etmenin neredeyse
tek yolu olduğunu yazıyor. Feyza Ak evlilik kurumu ile
iç içe bağlı bir göç projesinin varlığını, örneğin bir
kadının Türkiye’de lise diplomasi almak yerine
evlenerek Fransa’ya gitmeyi tercih ettiğini yazarak
onaylıyor. Benoit Fliche ise Fransa’daki Türklerin
sadece Fransızlarla değil, herhangi bir Türkle de
evlenmediklerini; Türkiye’den eş seçerken, Alevilerin
Alevi, Sünnilerin Sünnilerle evlenmeyi tercih
ettiğini, bunun da bir onur ve şeref meselesi olduğunu
açıklıyor.
Ben burada makaleler arası geçiş sağlayarak kitap
hakkında genel bir fikir verebilecek evlilikler konusu
üzerinde durdum, ancak kitapta başka makaleler ve
röportajlar da var. Bunlar soyut kavramlar ekseninde
Fransa’da yaşayan ve Türkiye ile bağlarını kopartmamış
Türklerin, ‘göçmenlik hallerini’ anlamayı ve
anlatmayı, bunu yaparken de devlet, yurttaşlık,
bütünleşme gibi diğer kavramların tartışılmasına
katkıda bulunmayı amaçlıyor. Elif Aksaz
Mağlup olan devletin
sancağı
BİR ÖMÜR BİR ŞEHİR Trabzonlu Gazeteci Cevdet Alap’ın Anıları Hazırlayan: Hikmet Aksoy, Trabzon Gazeteciler
Cemiyeti Yayınları, 2008, 146 sayfa.
Günümüzde Sivas ilimiz Madımak kıyımıyla anılır
oldu.Trabzon ise Hrant Dink ve Rahip Santaro
cinayetiyle... Oysa Sivas, Pir Sultan’ın Aşık
Veysel’in kenti. Trabzon, tarih ve söylence dünyasının
merkezi, edebiyatçılar kenti, bir anlamda küçük
Paris... Kentlerimizin yine kültür değerleriyle
anılması için çaba göstermemiz gerekiyor. Örneğin
Trabzon’un ana caddesi Uzunsokak üstüne, kıyıdaki
Ganita çay bahçesi üstüne sayısız şiir, güzelleme
söylenmiş, kentin yitirilen değerlerine binlerce ağıt
yakılmış... İşte böylesine tutkulu bir anlayış içinde
boy veren 1898 doğumlu Cevdet Alap’ın anıları kent
kültürüne apayrı bir renk katıyor. Alap, Çanakkale’ye,
ardından Birinci Dünya Savaşı’na katılmış, İkinci
Dünya Savaşı’ndan anılar biriktirmiş bir Trabzonlu
aydın ve gazeteci. 1940’lı yıllarda bir yerel gazetede
bu kitapta okuduğumuz anılarını parça parça
yayımlamış. Ve yine gazeteci Hikmet Aksoy da şair
Ahmet Özer’in yüreklendirmesiyle bu yazıları
derlemiş.İttihat Terakki’nin Trabzon’da kuruluşu, Rus
işgali, Sümela’daki hazine öyküsü, Vâlâ Nureddin ve
Nâzım Hikmet’in Rusya’ya gitmek üzere kente gelişleri
ve ünlü Şems Oteli’nin köşesinde İstikbal gazetesinin
yazarı Kemal Ahmet’le, Esat Ömer Eyyubi’yle
buluşmaları kitapta dikkati çeken ayrıntılardan
yalnızca birkaçı... Trabzon’un Ruslar tarafından
işgali sırasında yaşanan bir olay Alap’ın arkadaşı
Kemal Alemdar tarafından kendisine sıcağı sıcağına
şöyle aktarılıyor:
Rusların Trabzon’u işgalinde cephe kumandanı Lahof,
erkanıyla Taksim başına gelişinde Trabzon Rumlarından
Av. Hazari ile Av. Sokrat’ın girişimi ile bazı Rumlar
sancağımızı yol üzerine sermişler. Başkumandan sancağı
yerde görürü görmez erkanı ile burada durarak;
-Nedir bu hal, diye sorunca Av. Sokrat “mağlup olan
devletin sancağı sizin gibi galip olan devletin
ayağının altına yakışır” cevabını verince Rus komutan
şöyle bir azarlamada bulundu:
- Nankörler, hini fetihten itibaren hayatınızı,
namusunuz, milletinizi muhafaza eden bir devletin
savaş dolayısıyla mağlup olmasına karşı sancağını
bizim ayağımızın altına seren sizin gibi nankörler,
biz de mağlup düşsek bizim de sancağımızı galip olan
devletin ayağının altına sereceğinizi anladım.” dedi.
Bu sırada Salih Zeki ağlıyordu. Yanında bulunan yağcı
Aleksi, onu: “Efendi müteessir olma. Her milletin
edepsizi noksan değil.” diye teselli ediyordu.
Son günlerde Rus arşivlerinden elde edilen çok sayıda
belge arasında bilmiyoruz bu olayın görüntüleri var
mı? Rus işgali konusunda yazılı kaynakların yeterince
yayımlandığı kanısında değilim. Bu konuda çalışanların
yüreklendirilmesini dilemekten başka bir şey gelmiyor
elimden. Öner Ciravoğlu